Taylor Swift: Yönetmenliği klip setlerinde öğrendim!

Merak ediyorum, şarkı yazarken ‘görsellik’ sizin için sürecin bir parçası mı?

– Evet, görsellik her zaman sürecin bir parçası. Çünkü bir şarkı yazacağım zaman, hemen bunu sahnede nasıl sunmak isterim, bunun için bir müzik videosu yapsaydım nasıl görünürdü diye düşünmeye başlarım. Albüm hazırlarken ‘bunun neyi sembolize etmesini istiyorum’ diye kafama takarım… Dolayısıyla görselleri oluşturmak sürecin her zaman bir parçasıydı. 16 yaşımdan günümüze kadar olan kariyer gelişimimde daha fazla sorumluluk almaya başladım. Ve şu an, işte buradayız.

16 yaşından beri şarkı yazıyorsunuz, o dönemlerde hangi filmleri izliyordunuz? Hangi filmlerdeki görüntüler bir müzisyen olarak aklınıza kazındı?

– Müzikal olarak içinde bulunduğum belirli aşamalarda bazı filmleri her zaman çok sevmişimdir. “1989” diye bir albüm yaptım, o zamanlar John Hughes filmlerini izlerdim. “16 Candles” ve “The Breakfast Club”ı tekrar tekrar seyrettim. Pandemi döneminde de çok film izliyordum… Bir günde arka arkaya iki Guillermo del Toro filmi; “The Devil’s Backbone” ve “Pan’s Labyrinth”i izlediğimi hatırlıyorum.

Hepsi harika filmler…

– Tüm dünyam halk masallarına, ormanlara ve efsanevi yaratıklara dönüştü. Ve o filmlerden çok etkilendim. “Shape of Water” da en sevdiğim filmlerden biridir. “Sense and Sensibility”i defalarca izledim. Ve bu, “Evermore” adlı albümün içindi… 70’lerde geçen, karakterlerin samimi bir şekilde birbirine dokunduğu bu romantik filmleri izlemeye başladığım bir dönem vardı. Bence o dönemleri sevdiğim için o filmlerin mideme yumruk attığı zamanlar çok oldu. “Marriage Story”nin aylarca beni üzdüğünü söyleyebilirim.

O SAHNEYİ İZLERKEN  ‘AMAN TANRIM’ DEDİĞİMİ  HATIRLIYORUM

“All To Well”de Sadie Sink ve Dylan O’Brien, inişli çıkışlı ilişkileri, aralarındaki yaş farkıyla daha da kötüleşen romantik bir çifti canlandırıyor. Aralarındaki çatışmayı ekrana yansıtırken nelere dikkat ettiniz?

– Bu filme, birkaç farklı sahnenin senaryosunu yazarak ve bunlardan birini derinlemesine, uzun uzadıya göstermek istediğimi bilerek girdim. Dylan ve Sadie ile bu çatışmanın anafikri hakkında çok konuştum. Kadın kendini yetersiz hissediyor, erkeğin bununla başa çıkacak donanımı yok. Duygusal açıdan çok zeki oyuncularla uğraşıyordum ve sanırım filmi başarılı ve etkileyici kılan da kavga ettikleri o sahneydi.

Gerçekten mi…

– Evet. “Bana öyle bakma” diyene kadar, sahnenin en sonuna kadar çekimi kesmedik. Yapımcım Saul ve ben sadece monitörlerin başındaydık.Bunu izlerken “Aman Tanrım” dediğimi hatırlıyorum. Dylan ve Sadie’nin performansı karşısında çok şaşkındık.

BAŞARMAK BENİM İÇİN  ÇOK ŞAŞIRTICIYDI

Sadece kamera önünde olmak yerine yönetmenlik yapmaya nasıl karar verdiniz?

– Bu asla kendime söylemeye programlandığım bir şey değildi. Çünkü sinema okuluna gitmedim. 60’dan fazla müzik videosu setinde bulundum ve bu süreçten çok şey öğrendim. Çünkü gözüm kulağım hep açık olmuştur. Böylece, deneyimlerinize dayanarak öğreniyorsunuz. Joseph Kahn ile gerçekten çok yakın yaratıcı bir ilişkim vardı. O müzik videolarında bir efsane. Britney Spears’ın “Toxic”ini o çekti. Onu aradım. Sonra ortak yönetmenlik yapmanın harika olabileceğine karar verdim. İnanılmaz iş birlikçilerle birkaç videonun ortak yönetmenliğini yaptım. Derinlemesine çekim listesi yazmaya başlamanın nasıl bir şey olduğunu öğrendim. Bunu kendi başıma yaptığımda, gerçekten her şeyi öğrendiğim zamandı.

Bunu başarmanın bir zorunluluk olduğunu hissettiniz mi?

– Yapmalıydım… Başarmalıydım… Ve başarmak benim için çok şaşırtıcıydı çünkü bundan sonra gerçekten geri dönmek istemedim. Sadece çok eğlendim. Kendi başıma yönettiğim ilk videonun adı “The Man”di.

YAPTIĞIMIZ FİLMİN TEMİZ VE HAVALI OLMASINI İSTEDİK

Özellikle filmin teknik tarafını sormak istiyorum. 35 milimetrede çekim yapmaya, 1.33 en boy oranına karar nasıl karar verdiniz? O eski hava ve o renklerin zenginliği ve sığ odak… Tüm bunlarla yaratmak istediğiniz etki neydi?

– Aldığımız tüm kararlar, çok güzel bir iş birlikçi süreçti. Nasıl görünmesini istediysem güvendiğim insanlar bunu başardı. Rina Yang’la çalıştığım için kesinlikle çok şanslıydım. Ona sonsuz ilham panolarımı ve referanslarımı gösterdim. Işıklandırma, renk ve doku açısından aradığım şeyleri anlattım. Ve ikimizin de 35 milimetre ile çekim yapmak istediği oldukça açıktı.

Çoğu sinemacı artık bu tarzı kullanmıyor.

– Evet. Ve bu yüzden, mükemmel. ‘İç mekânları Vision3 500 T stoğunda çekmeliyiz’ diyen de Rina’ydı.

Görüyorum ki birçok teknik bilgiye sahipsiniz…

– Rina bana çok şey öğretti. O olmasaydı hiçbir şeyi asla bilemezdim. Kısa bir filmle uğraştığımız için karakterlerin kimlikleri hakkında fazla bir şey söylemeye vaktimiz olmadığını düşündük. Bu nedenle, ışıklandırma ve set tasarımı açısından teknik, incelikli kararlar almak istedik. Yaptığımız şeyin temiz ve havalı, minimalist ve olgun, sofistike ve zarif olmasını istedik.

İkisini düşünerek bu hikâyeyi yazdım

Dylan O’Brien ve Sadie Sink’in arasındaki enerjiyi nasıl buldunuz?

– Bu hikâyeyi ikisini düşünerek yazdım. Açıkçası bana ‘hayır’ deselerdi filmi çeker miydim bilmiyorum. İkisinin de daha önceki işlerini izledim. Dylan, tehlikeli derecede çekici bir adam. Sadie Sink’i hiç romantik filmde görmedim. Ona rağmen harika bir iş çıkardı.

Kendimi aksiyon çekerken düşünemiyorum

Başka hangi tür filmler çekmek istiyorsunuz?

– Sanırım her zaman insan duyguları hakkında insan hikâyeleri anlatmak isteyeceğim. Asla ‘asla’ demem ama kendimi bir aksiyon sekansı çekerken hayal edemiyorum.

Son olarak, daha fazla film ve müzik videoları yapmanın zamanınızın ve yaratıcılığınızın ne kadarını alacağını düşünüyorsunuz?

– Gerçekten yaratıcı şeylere ayıracak çok fazla zaman genişliğim var ve hayattaki birçok şeyden yoruluyorum ama asla bu yaratıcı şeyler olmuyor. Bir şeyler ortaya çıkarmayı seviyorum, umarım bu devam eder.Yaptığım şeyleri önemsiyor gibi görünen nazik, cömert, hoş, düşünceli insanlar tarafından desteklendiğim için çok şanslıyım.Çok çalışmaya, elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*